gurbacık komik gerçek hikayeler
Okul Yıllarının En Komik Faciaları: Sınıfta, Sınavda, Öğretmen Karşısında Başımıza Gelen Ama Güldüğümüz O Anlar
absürt olaylar

Okul Yıllarının En Komik Faciaları: Sınıfta, Sınavda, Öğretmen Karşısında Başımıza Gelen Ama Güldüğümüz O Anlar

bilgierdemdir Pazar, Mayıs 24, 2026
Okul Yıllarının En Komik Faciaları: Sınıfta, Sınavda, Öğretmen Karşısında Başımı

Okul yılları... Hepimizin hayatında iz bırakan, bazen yüzümüzü kızartan bazen de yıllar sonra kahkaha attıran o günler. Kimimiz fen laboratuvarında bir şeyleri patlattı, kimimiz sınav kağıdına yanlış isim yazdı, kimimiz de tahtaya kaldırılıp cevap veremediği soru karşısında dondu kaldı. Ama en güzeli mi? Bu faciaları yıllar sonra anlattığımızda hâlâ gülüyoruz olması. Gelin, okul yıllarının en komik facialarını birlikte hatırlayalım.

Sınav Faciaları: Kağıdı Açtığımız Anda Başlayan Panik

Sınav günleri... Hepimizin kabusu olan ama en komik hikayelerinin de kaynağı o stresli anlar. İşte sınavlarda başımıza gelen ama yıllar sonra gülerek anlattığımız facialar:

Yanlış Sınav Kağıdına Yazmak

Üniversitenin ilk yılında, final sınavına girdim. Salon sessiz, herkes başını eğmiş yazıyor. Ben de son sürat yazıyorum, soruları çözüyorum, kendimi süper hissediyorum. En sonunda kağıdı teslim etmeye gittim. Gözetmen baktı kağıda, baktı bana, tekrar kağıda... "Senin adın Ahmet mi?" dedi. "Hayır, ben Mehmet" dedim. Kağıdın sağ üst köşesine başka birinin adını ve numarasını yazmışım. Üstelik fark etmemişim ki kağıdın üzerinde isim yazan kişi kadınlarmış — ben erkeğim. Neyse ki gözetmen anlayışlı çıktı, ismi düzeltip kağıdı kabul etti. Ama o anki yüz ifadem... Sınıftaki birkaç kişi gülmemek için dudaklarını ısırmıştı.

Boş Kağıt Teslim Etme Cesareti

Ortaokul yıllarında matematik sınavı. Hiçbir şey bilmiyorum, ama öylece oturup hiçbir şey yazmadan kalkmak da yok. Bir soru seçip ona bir şeyler karalamaya başladım. Cevabın ne olduğunu bilmiyorum ama çok profesyonel görünecek şekilde formül ve şeiler yazıyorum. Sayfanın yarısını doldurdum, altına da büyük harflerle "SONUÇ: 42" yazdım. Neden 42? Çünkü Hitchhiker's Guide to the Galaxy'de evrenin anlamı 42'ydi. Öğretmen kırmızı kalemle kağıdın altına "Eğer soru evrenin anlamını sorsaydı, tam puan alırdın. Ama sormuyor. — 0/100" yazmıştı. Sınıfta bu kağıdı herkes görmüştü ve haftalarca "42" lafıyla alay ettiler.

Sınavda Yanlış Kişiye Kopya Vermek

Lisede bir arkadaşım sınavda bana kopya vermek istedi. Ama o kadar gergindi ki, cevap kağıdını bana değil, tam karşısında oturan başka bir öğrenciye uzattı. O öğrenci de şaşırdı ama fırsatı değerlendirdi ve cevapları aldı. Sonuç? Arkadaşım kopya verdiği için sıfır, cevapları alan çocuk yanlış cevaplar olduğu için düşük not aldı, ben de hâlâ kopya alamadığım için kendi bilgimle (yani yanlışlarla) sınavı tamamladım. Üçümüz de farklı şekillerde kaybettik.

Tahta Başı Faciaları: Bütün Sınıf İzlerken Donmak

Öğretmenin o cümlesi vardır ya: "Hadi bakalım, sen de kalk tahtaya." O an yüreğin göğüs kafesinden fırlayacak gibi atar, ayakların titrer ve beynin resetlenir. İşte tahta başında yaşanan en komik facialar:

Tahtada Dans Etmek

İlkokul 4. sınıftaydı. Matematik öğretmenim beni tahtaya kaldırdı. Soru basit görünüyordu: 144 bölü 12. Tam cevap yazacaktım ki tahtadaki silgi elime denk geldi, kaydım ve düşmeyeyim diye tahtaya tutunmak zorunda kaldım. Silgi elimden fırladı, sınıfın ortasına düştü. Eğilip almak için yere indim, kalkarken ayak kaydı, tekrar düştüm. Sınıf kahkahalarla gülüyor, ben yerde sürünüyorum. Sonunda bir arkadaşım silgiyi bana uzattı, ayağa kalktım, tahtaya döndüm ve... sorunun cevabını unuttum. Öğretmen "Otur, sen zarar görmedin mi?" dedi. Hayır, sadece gururum kırıldı.

Yanlış Sınıfa Girmek

Üniversitede ilk hafta, büyük amfide ders var. Kapıdan giriyorum, herkes bana bakıyor. Merak ettim, acaba geç mi kaldım? Hocanın sorusuna cevap vermek için el kaldırdım. Hoca bana baktı, "Evet?" dedi. Ben de taze cevap verdim. Hoca "Bu tıp fakültesi hocası, sen mühendislik öğrencisi misin?" deyince amfi buz kesti. Meğer yanlış amfiye girmişim. Hızla çıktım ama o anki yüz ifadem... Sınıftaki herkes gülüyordu, ben de gülüyordum — ama içten içe ağlıyordum.

Telefonla Yakalanmak — Ama Yanlış Kişi

Lisede bir sınav öncesi, sınıfta bekliyoruz. Arkadaşıma mesaj atıyorum "Sınavı yedin mi?" diye. Tam o sırada öğretmen "Kim telefonla oynuyor?" diye bağırdı. Ben telefonu hızla masanın altına sakladım. Ama masamda telefonumun ışığı yanıyordu. Öğretmen yaklaştı, telefonu masadan aldı, ekrana baktı... ve gülümsedi. Çünkü mesajı göndermemiştim, taslak olarak kayıtlıydı ve hedef kişi "Annem" olarak görünüyordu. Mesaj içeriği "Sınavı yedin mi?" — anneme sınavı yedim mi diye soruyorum gibi görünmüştü. Öğretmen telefonu bana geri verdi ama "Annen sınavda sana yardım edemez" diyerek sınıfı kahkahaya boğdu.

Ödev ve Proje Faciaları: Gece Yarısı Başlayan Yaratıcılık

Ödevler... Hep son güne bırakırız, son gece yarım litre kahve eşliğinde mucizevi bir şeyler üretmeye çalışırız. Bazen başarırız, bazen de yüzümüz kara çıkar.

Başkasının Ödevini Kendi İsmiyle Teslim Etmek

Üniversitede bir dönem ödevimi son gece yazdım. Sabah 5'te bitirdim, e-posta ile göndereceğim. Ama o saatte beynim artık çalışmıyordu. E-postayı yazdım, dosyayı ekledim, gönder dedim. Bir saat sonra telefonum çaldı. Arkadaşım arıyor: "Sen bana niye ödevini gönderdin?" Meğer e-postayı hocaya değil, sınıf arkadaşlarımdan birine göndermişim. Üstelik ödevin üzerinde benim adım var. Arkadaşım çok düzgün bir şekilde "Ödevini kendine göndermişsin, benimle paylaşmaya gerek yok ama teşekkürler" diye yanıt verdi. Hocaya da e-posta attım ama bu sefer doğru adrese. Neyse ki geç sayılmadı.

Wikipedia Kopyalamak — Ama Kaynakça Da Dahil

Ortaokulda bir tarih ödevi vardı. "Osmanlı İmparatorluğu'nun Yükseliş Dönemi" hakkında yazı yazacaktım. Wikipedia'dan kopyaladım, biraz değiştirdim ve ödevi teslim ettim. Öğretmen ödevleri geri dağıttığında benimki kırmızı kalemle çiziliydi. Neden mi? Wikipedia'nın kaynakça kısmını da kopyalamışım. Ödevin sonunda "Kaynakça: [1], [2], [3]..." diye numaralandırılmış referanslar vardı ama metin içinde hiçbir yere atıf yapılmıyordu. Öğretmen "Kaynakça vermişsin ama kaynakça nereden geliyor?" diye sordu. Sınıf sessiz, ben kıpkırmızı. O günden sonra Wikipedia'nın en altını da okumayı öğrendim.

Basit Ödevin Faciası

İlkokulda "Hayvanlar alemi" konulu ödev verdiler. Ben de en sevdiğim hayvan olan kaplumbağayı seçtim. Bir sayfalık bir ödev yazdım, resmini çizdim, renkli kâğıda yapıştırdım. Ödevi teslim ettiğimde öğretmen çok beğendi. Hatta sınıfta okudu. Ama ödevi okurken bir cümle vardı ki sınıfı yerlere yatırdı: "Kaplumbağalar çok yavaş yürür çünkü sırtlarında ev taşırlar." Evet, teknik olarak doğru ama 9 yaşındaki bir çocuğun kaplumbağayı bir "ev taşıyan" varlık olarak tanımlaması... Öğretmen bile güldü ve "Evet, teknik olarak kabuk bir ev sayılabilir" dedi.

Okul Yıllarının En Komik Faciaları: Sınıfta, Sınavda, Öğretmen Karşısında Başımı

Servis ve Yemekhane Faciaları: Karnımızı Doyururken Gururumuzu Kaybetmek

Okul yemekhanesi ve servisi... Hepimizin bir şekilde facialar yaşadığı o toprak tabaklar ve sulu yemekler...

Tepsi Faciası

Lise yemekhanesinde sıra bekliyorum. Tepsi elimde, yemek tabağım, çorbam, meyvem derken tam kasaya yürüyorum. Ayak kaydı — veya birisi ayağıma bastı — tepsi elimden fırladı. Yerçekimi kurallarına harfiyen uyarak her şey yere düştü. Ama en kötüsü mü? Çorba tam önümdeki öğrencinin sırtına döküldü. Adam döndü, bana baktı, sırtında mercimek çorbası... Ben özür dilemeye çalışırken o "Sorun değil, mercimek çorbasını seviyorum zaten" dedi. Ne söyleyeceğimi bilemedim. O günden sonra çorbayı en son alırım.

Yanlış Masada Yemek Yemek

Üniversitede kafeterya kalabalık. Boş bir masa buldum, oturdum yemeğimi yedim. Yemeğimi bitirip kalkarken masadaki herkes bana "Güle güle" dedi. Ben de teşekkür ettim. Kapıya kadar yürüdüm, arkama baktım ve masadaki herkesin birbirini tanıdığını, benim onların arasına düşmüş bir yabancı olduğumu fark ettim. Ama en komik olanı mı? Yemek boyunca sohbetlerine katılmış, birkaç laf etmiş, hatta birine "Abi seni anlıyorum" demiştim. Neyse ki kimse yadırgamamıştı. Belki de üniversiteler böyledir, herkes birbirini anlamaya çalışır.

Beden Eğitimi ve Spor Faciaları: Top Yakalayamamanın Utancı

Beden eğitimi dersi... Sporla arası iyi olanların şov yaptığı, olmayanların ise her dersten korktuğu o saatler. Ben mi? İkinci gruptanım.

Voleybol Servisinde Öğretmeni Vurmak

Ortaokul beden eğitimi dersi. Voleybol oynuyoruz. Öğretmen bize servisi göstermek istedi. "Şu hareketle topu karşı sahaya atarsınız" dedi. Sıra bana geldi. Topu havaya attım, gözümü karşı sahaya diktim, güçlü bir şekilde vurdum... ve top karşı sahaya değil, tam öğretmenin kafasına gitti. Top öğretmenin alnına çarptı, öğretmen sendeledi ama düşmedi. Sınıf buz kesti. Öğretmen gözlerini ovuşturdu, bana baktı ve "Servis teknik olarak doğru ama hedef seçiminde gelişmen lazım" dedi. Hayatımda duyduğum en centilmence eleştiriydi bu.

Koşu Yarışında Yanlış Yöne Koşmak

İlkokulda 100 metre koşu yarışması. Herkes start çizgisinde. Öğretmen "Hazır, başla!" dedi. Ben koşmaya başladım. Ama heyecanla yönümü karıştırdım ve yanlış yöne koşmaya başladım. Diğer çocuklar bitiş çizgisine doğru koşarken ben onlardan uzaklaşıyordum. Sınıf arkadaşlarım bağırıyor "Diğer yöne!" diye ama ben rüzgarın sesinden duyamıyorum. En sonunda öğretmen düdük çaldı ve durdum. Arkama baktım, herkes çizgiyi geçmiş, ben hâlâ start çizgisinden 50 metre uzaktayım. O gün "yanlış yöne koşan çocuk" olarak tarihe geçtim.

Sınıf Düzeni Faciaları: Öğretmenin Gözü Önünde Yapılan Absürtlükler

Uyuyakalayıp Horlama

Lisede edebiyat dersi. Öğretmen şiir okuyor, sınıfta pin-drop sessizlik. Ben arka sırada gözlerim kapanıyor... ve uyuyakalmışım. Rüyamda bir şeyler oluyor, derken horlama sesiyle uyanırım. Ama uyanmamın sebebi horlamam değil — sınıfın sessizliğinde horlamamın yankılanması. Öğretmen durdu, bana baktı ve "Şiiri beğenip beğenmediğini söyleyemeyecek kadar derin düşünüyorsun anlaşılan" dedi. Sınıf kahkaha attı. Ben ise yüzümün kızarıklığını bir hafta çıkaramadım.

Yanlış Derste Doğru Cevap Vermek

Üniversitede felsefe dersi. Hoca "Varoluşçuluk nedir?" diye soruyor. Ben coşkuyla el kaldırıp başladım anlatmaya: "Varoluşçuluk, bir yazılım geliştirme metodolojisidir ve özellikle veri tabanı tasarımında kullanılır..." Hoca gözlerini kırptı. Sınıf sessiz. Ben devam ediyorum "...ve entity-relationship diagramları çizilir..." Hoca "Sen yanlış derse girmişsin galiba, bu felsefe dersi" dedi. Meğersem bir önceki saatte veri tabanı dersi almışım ve beynim hâlâ o modda. O gün "Varoluşçu veri tabanıcı" olarak ün kazandım.

Arkadaşına Not Geçerken Yakalanmak — Ama Not Yanlış Kişiye

Ortaokulda sınavdayız. Arkadaşıma bir not geçmek istiyorum. Kâğıda "Soru 5'in cevabı B mi?" yazıyorum ve kâğıdı fırlatıyorum. Kâğıt havada süzülerek ilerliyor ve... tam öğretmenin masasına düşüyor. Öğretmen kâğıdı açıyor, okuyor ve sınıfa dönüp "Soru 5'in cevabı B değil, D. Ama bu bilgiyi verdiğin için teşekkürler" diyor. Hem kopya verme girişimim başarısız oldu hem de yanlış cevap verdim. Çifte facia.

Okul Yıllarının En Komik Faciaları: Sınıfta, Sınavda, Öğretmen Karşısında Başımı

Kantin ve Teneffüs Faciaları: Özgür Alanın Beklenmedik Sonuçları

Otomatikte Kalan Para

Ortaokul kantini. Otomatik yiyecek makinesine para atıyorum. 5 lira attım, tuşa bastım, ürün düşmedi. Bir daha bastım, yine düşmedi. Üçüncüye bastığımda makine "Lütfen para atınız" yazdı. Paramı yuttu, ürünü vermedi. Sinirle makineyi biraz sarsıyorum — tabii ki ürün düşmedi. Sonra cebimde 1 lira daha buldum, onu da attım. Bu sefer makine iki ürün birden düşürdü: Biri benim istediğim çikolata, diğeri de önceki kişinin unutulmuş patates cipsi. Kazandım mı? Kaybettim mi? 6 lira verip 2 ürün almış oldum ama biri istemediğim bir şey. O cips paketini açtım ve arkadaşlarımla paylaştım. Bazen hayat böyle işte — kaybettiğini sanırsın ama aslında farklı bir kazanç kapısı açılır.

Sandviç Yarışı

Lise kantininde sıra çok uzun. Teneffüs bitmesine 5 dakika var. Arkadaşımla iddiaya girdik: kim önce sandviç alırsa diğerinininkini de ödeyecek. Sıraya girdim, acele ettim, sandviçimi aldım. Döndüm, arkadaşım da sandviçini almış. Ama bir sorun var: ben onun sandviçini alırken o benim istediğimi almış. Şimdi her birimiz istemediğimiz sandviçi yiyoruz ve birbirimizin parasını ödüyoruz. Kazanan kim? Kantin amca.

Karne Günü Faciaları: Yıl Sonu Beklenti ve Hayal Kırıklıkları

Karne günü... Yılın en stresli ama aynı zamanda en komik günü. Kimimiz sevinçle koşarak eve gider, kimimiz karnenin altına yastık koyarak... Ama kimi zamanlar vardır ki karne faciaları bile eğlenceli hikayelere dönüşür.

Karneyi Sile Silme Temizleme

İlkokulda karne aldım. Bir dersin notu beni hiç memnun etmemişti. Eve gitmeden önce karnedeki notu silmek istedim. (Evet, silginin mürekkep üzerine etki etmediğini o gün öğrendim.) Silgiyle notun üzerine bastım, kâğıt yırtıldı. Eve gittim, karnemi babama uzattım. Babam yırtık yere baktı, bana baktı ve "Eğer notu silmeye çalışıyorsan, not yükseltmek için çalışman gerek, karneyi yırtman gerekmez" dedi. Haklıydı. Ama o yırtık karnenin hikayesini yıllarca anlattı herkese.

Kardeşin Karnesiyle Karıştırmak

Kardeşimle aynı okuldayız. Karne günü geldik, karnelerimizi aldık. Eve yürürken benim karnemi o, onun karnesini ben tutuyorduk. Eve girdik, babamız karneleri istedi. Kardeşim benim karnemi uzattı. Babam baktı: "Vay be, kardeşin bu sene çok iyi notlar almış!" dedi. Sonra ben kardeşimin karnesini uzattım. Babamın yüz ifadesi değişti: "Sen ne yaptın bu sene?" Kardeşimin kötü notları benim karnemde, benim iyi notlarım kardeşimin karnesinde görünüyordu. Hemen düzelttik ama o ilk 5 saniyelik panik... Paha biçilemez.

Mezuniyet Faciaları: Son Günün Unutulmaz Anları

Mezuniyet... Duygusal bir gün olması gerekirken bazen facialara dönüşebiliyor.

Kepleri Yanlış Kişiye Fırlatmak

Mezuniyet töreni. Herkes kepini fırlatıyor. Ben de fırlattım. Ama fırlatırken elimdeki kep değil, yanındaki arkadaşımın kafasındaki kepi fırlattım. Arkadaşım şapkasız kaldı, ben de iki keple kaldım. Fotoğraf çekiminde herkesin başında kep var, benim elimde iki kep, arkadaşımın başında hiçbir şey yok. Mezuniyet fotoğrafımız o şekilde çıktı. Yıllar sonra o fotoğrafa baktığımızda hâlâ gülüyoruz.

Mezuniyet Konuşmasında İsim Unutmak

Mezuniyet töreninde konuk konuşmacı olarak davet edilmiş bir akademisyen konuşma yapıyor. Çok duygulu bir konuşma, herkes ağlayacak gibi. Son cümlesinde "Ve siz... siz..." diyerek sınıf başkanının adını unuttu. Duraksadı, baktı, kafası boşaldı. Sınıf başkanı ayağa kalkıp "Benim adım Ahmet!" diye bağırdı. Salon kahkahaya boğuldu. O duygu anı komediye dönüştü. Mezuniyet konuşmamız bu şekilde tarihe geçti.

Sonuç: Her Facia Bir Hikaye, Her Hikaye Bir Kahkaha

Okul yılları faciaları... O anlarda yüzümüz kızarıyor, yerin dibine giriyoruz ama yıllar sonra arkadaşlarla bir araya geldiğimizde en çok bu faciaları anlatıp gülüyoruz. Çünkü hayatın en güzel hikayeleri mükemmel geçen derslerden değil, o absürt facialardan doğar.

Sizin de okul yıllarından unutulmaz bir facianız var mı? Yorumlarda paylaşın, birlikte gülelim! Ve eğer bu yazıyı okurken yüzünüzde bir gülümseme belirdiyse, bir başkasının da gülümsemesi için paylaşın. Çünkü gülmek bulaşıcıdır — tıpkı okul faciaları gibi!

bilgierdemdir
gurbacık yazarı · gül, paylaş, anlat 🐸

Yorumlar